13 Şubat 2013 Çarşamba

“Müslüm Baba’ya açık mektubumdur!”*




Sene 91. Mahalleye kalabalık Diyarbakırlı bir aile taşındı. Her gün evin bir bireyini tanıyabiliyoruz. Bazı bireylerini aylar sonra gördüğümüz bile oldu. Baba manifaturacı. Büyük oğlanlar şehirlerarası otobüs şoförü. Küçük olanlar da muavinlik yapıyor. Uzun seferlerden döndüklerinde bizim dükkâna uğrar sigara alır, eve dinlenmeye giderlerdi. O sigara almalarında dükkândaki küçük kızla sohbet olsun diye sordukları sorular beni de başka dünyalara taşırdı.

— Sen hangi şerkicinin kasetlerini dinlisin?
— Ahmet Kaya, İlkay Akkaya, Grup Yorum falan
— Mislim’de dinle bazen.
— Kim?
— Mislim Gürses! Bilmisen?
— Ya O jiletçi?
— E ne yapsın? Kızmiş, haksızlık oni bulmuş, sevdiği ele yar olmuş. ezılmış. Başkasına zarar edeceğine, kendini kesiy millet. Bunu da yapmasın?!


Artık dükkâna Müslüm Gürses kasetleri bırakılıyor. Sigara paketi dükkânda açılıp, bir dal yakılıyor. Müslüm Baba hakkında, arabesk hakkında tiratlar atılıyor. Jilet çiğnemenin püf noktalarını gösteriyorlar ama sakın deneme diye de ağabey tavsiyesi veriyorlar. Böylece hayatıma arabesk müzik girdi.
------------------------

Hayatınıza bir kere arabesk müzik girdiyse bu asla Beyaz Türk olmayacağınızın kanıtıdır. Acılarını sanat müziği ve klasik müzikle harmanlayan insanlarla aranızdaki mesafenin artacağının habercisidir. O zaman bunu anlatmıyor ağabeyler. Çünkü onlar da bilmiyorlar. Garibin müziği, isyanın müziği deyip efeleniyorlar aleme.

----------------------------
Uzak ihtimallerde  “Nereden sevdim o zalimi” ,  çekip gidişlerde “Her şey gönlünce olsun”, dünya yakamıza yapışıp hesap sorduğunda “Üstüme düşme benim”,  günahlar boyumuzu aşınca “Kul günahkârsa Tanrı ne yapsın” can simidi gibi yetişiyordu yardıma. Şarkılar haddini aşıyordu çok defa. En munis adamı koca bir isyankâra dönüştürüyordu. Belki de bu nedenle yıllar sonra bilim adamları aynı şarkıları menekşelere dinletmiş, 2 hafta sonra solup gittiklerini deney sonuçlarına yazmışlardı. Ümitsiz vakaydı Müslüm şarkıları. İspatlanmıştı!

Yıllar geçtikçe Müslüm Baba yaşlanıyor, yeni krallar boy gösteriyor, yumruk şeklinde mikrofon taşıyan ağabeylerine saygıda kusur ediyorlardı. Ama hiç biri isyan ateşi yakacak kadar ateş düşüremiyordu gönüllere. Bir sonradan kral gazetelere demeçler veriyor “Arabesk müziğinin yeni peygamberi benim!” diyordu. Magazin peşinde muhabirler bunu hemen Baba’ya yetiştiriyor ve cevabını sert bir kaya gibi alıyorlardı;

“Ben öyle bir peygamber gönderdiğimi hatırlamıyorum!”

* http://buyukkeyif.com/mahir-unsal-eris-yazdi-muslum-babaya-acik-mektubumdur/866

8 Ocak 2013 Salı

Karın Getirdiği

Bestekâr Çığlığı

Kaç Nihavend bastırır bugünü
-olsun-
Bahar gelecekse
Hüzzam çalsın mazi

-razıyım-

5 Ocak 2013 Cumartesi

Özgür Kadın Yok

Saat gece 2'yi bir tutam geçiyor. Fena halde sıkılmış canımla, bir erkek tribi atayım dedim. Nafile. Bildiğin nafile.

Üzerimde eşofman, kulağımda müzik, ellerim cebimde, 3 adım otemdeki sahile inip, yürümek istiyor canım. Islık çalayım, yerdeki boş bir kola kutusuna tekme atayım, denize doğru bakıp iç geçireyim. Geçireyim yoksa bu sıkıntı zorunlu eğitim gibi yapışıp kalacak canıma.

Özgürlük vınlayıp, geçiyor balkonumdan. Senin için ayırdığım alan burası, diyor garson gibi. Bu saatte sahil rezervesi alamıyoruz kadın müşterilerden, diye ekliyor.

Anlıyorum, deyip, pijamalarımı giyinip, suyumu içip, uyuyorum. Özgür degilsem de akıllı bir kadınım ne de olsa.