21 Aralık 2011 Çarşamba

Kolay'a Dair


Neresinden tutsam elimde kalan meseleler var. Küçükken "yakıp, getir" diye dedemin elime verdiği Bafra tanesi gibi. Yakmak ne demekti bir kere? Nasıl yakıp getireceğim? Zaten küçük parmağım kadar bir sigara tanesi. Velev ki yaktım. Odaya gidene dek iki nefeslik ya kalıyor ya kalmıyor meret.

Bafra'yı hatırlamayan insanlar varsa biraz biraz büyümüş sayabilirim kendimi. Hala birçok mesele var ki tutulacak yanı yok. Hüsnü-zan ile bazı boşlukları doldurma gayretim de fena halde yormaya başladı beni.

Öyle derdini, fikrini sofra bezi kıvamında açmayı beceremeyen biri olduğum için neresinden tutsam elimde kalan mevzuların sayısı artıyor bir bir. Bazen akl-ı selime danıştığım mevzular oluyor. Hemen Şah Bilge duruşu alıyor ve "O kolay da benim şu mevzu ne olur sence?" diyorlar. Arkadaş bu kadar kolay madem, bu gerzek meseleler bir benim elime mi sakız gibi yapışıyor?
Her neyse beni boş verin. Siz iyisiniz ya?

17 Eylül 2011 Cumartesi

İsyan Ateşi

İsyana mupteladir
Nisyanın dölü!
Bir fikr-i sabite
Urganla bağlı gönlü
Ona tabip gerekmez!
Baytarliktir çünkü

Senede bir defa gördüğüm halde, beni eleştiri yağmuruna tutan, kendi hakkında tek kelime ettirmeyen zevata burdan bir isyan ateşi çakmışsam ayiplamayin! Insanım hepi topu...

12 Eylül 2011 Pazartesi

Yazgıya Yanıt

Sen yazdığında
Ben üşüyorum
Gece değil üstelik
Ey kalem sahibi!
İndirme beni bu tahttan!


30 Temmuz 2011 Cumartesi

Seferi Tövbesi


Hikaye yazacak ya da kendimi kandıracak değilim. Seferiyim arkadaş!

seferiyiz
Sahip kızmaz halimize
tevbe günahkarın işi
benim ne günahım var Sahip?

3 Mayıs 2011 Salı

Çirkin Kadın Yoktur! Az Para Vardır!


Fox TV'de Pazar günleri çıkan "Bambaşka" programını izleyince içim titredi resmen.

Genelde hayatlarındaki erkekler tarafından görünür olmadığını, fark edilir olmak isteyen kadınların konuk olduğu program klasik çirkin Betty hikayesi aslında. Ya da Türk filmlerine öykünürsek, Kezban'ın Jale'ye dönüşmesi.

Artık yeterince(!) güzel olmayan, işten güçten kendine bakamadığı için vücudu sarkmış, en hızlı duygu göstergesi gözyaşları ile sıkı fıkı dost kadınlar, erkekleri onları yeniden sevsin, beğensin istiyor.

Bazıları hakikaten bakınca öyle umutsuz görünüyor ki, oturup baya baya izliyorum sonunda ne olacak diye. Sonra anlıyorum ki teknoloji çok gelişmiş. Paran varsa güzellik de varmış.

Sapsarı ve eğri dişler Nişantaşı'ndaki diş hekiminin ellerinde nasıl da prenses dişlerine dönüveriyormuş. Ciltteki kusurlar, kırışıklıklar en pahalı ürünlerle hemencecik giderilebiliyor, bebek poposu kıvamında olabiliyormuş. Bakımsızlıktan süpürgeye dönmüş saçlar bakım yağları ve usta ellerde vamp kadın havası da yaratbiliyormuş. Özel tasarım kıyafetler meğer her kadını Natalie Portman yapabiliyormuş. Duruş bozukluğu olan kadınlar, özel eğitmenlerin elinde isterse manken gibi durmayı, yürümeyi öğrenebiliyormuş. Dahası özgüveni yitmiş, pörsümüş kadınlar The Secret'tan esinlenen uzmanların yardımıyla "Dünyanın en güzel ve özgüveni yüksek kadını"na dönşebiliyormuş.

ve sıkı durun! Tüm bunlar 1-2 hafta içinde olabiliyormuş!! Nasıl mı?

Paranız varsa tabi. Güzellik kolay, yeter ki paranız olsun. Ne kadar paranız varsa o kadar güzelleşebilirsiniz. Üstelik sınırı da yok. Siz kendinize dur diyene dek bu dönüşüm sürebilir.

Ne kadar zenginiz o kadar güzeliz. Ne kadar güzeliz o kadar mutluyuz.